1) rastlaşmak, karşılaşmak, karşısına çıkmak: ’Neden hiçbir korsan filosu önümüze çıkamadı?’ -F. F. Tülbentçi. 2) mec. ilk defa görmek, yüz yüze gelmek: ’Kim olursa olsun önüme çıkanla yeniden evleneceğim.’ -S. F. Abasıyanık. 3) yolunu kesmek için birdenbire karşı durmak: ’Kasabaya kömür indiren dağ köylülerinin önlerine çıkıp yol kesen haydutlar.’ -M. Ş. Esendal.